APS HABER / OĞUZHAN ARSLAN - Bahçeli, suikast sonucu yaşamını yitiren eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’in Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesi gündemdeyken, “Sayın Cumhurbaşkanımız doğal olarak herkesle görüşebilir, herkesle konuşabilir, herkesi dinleyebilir, bizce hiçbir mahsuru ve sakıncası yoktur. Bizim nazarımızda mahsurlu olan taraf aslı astarı olmayan söylentilerin gemi azıya alması, saçma sapan iddiaların azgınlaşması, fitnenin de kamçılanmasıdır” dedi

Bahçeli’nin açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZ DOĞAL OLARAK HERKESLE GÖRÜŞEBİLİR

Yurtta Kurban Bayramı coşkusu Yurtta Kurban Bayramı coşkusu

Sivri yalanlara, sipariş telkinlere, sinsi tekliflere aldırış edip sonuçsuz meşguliyetlere gömülmek yerine gizil ve gizli amaçların içyüzüne ışıklar tutacak, bu suretle oyunları bozacak cesaret, cüret ve zekaya sahip olmalıyız. Heyecanlarımızın canlılığıyla hedeflerimizin cazibe ve çekimini her seviyede birleştirmeliyiz. Anonim anlatımlara, anafor anlayışlara, duygusal akıntılara, maceracı akımlara kapılmaktan ve kanmaktan özenle sakınmalıyız. Televizyon ekranlarında ya da gazete sayfalarında kulis bilgisi maskesiyle servis edilen dedikoduları, körüklenen spekülasyonları, estirilen yalan rüzgarlarını, özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı ikili görüşmelerin çarpıtılmasını hayretle, ibretle takip ediyoruz. İki kişi arasında geçen bir konuşmanın, sanki not alan kalabalık bir dinleyici güruhu varmışçasına takdim edilmesi, bu vesileyle karmaşa ve kargaşa ortamının yaratılması normalleşme bekleyen malum zihniyetlerin basit kurnazlığından başka bir şey değildir. Sayın Cumhurbaşkanımız doğal olarak herkesle görüşebilir, herkesle konuşabilir, herkesi dinleyebilir, bizce hiçbir mahsuru ve sakıncası yoktur. Bizim nazarımızda mahsurlu olan taraf aslı astarı olmayan söylentilerin gemi azıya alması, saçma sapan iddiaların azgınlaşması, fitnenin de kamçılanmasıdır. Gerekirse ve yeri gelirse kamuoyunu şeffaf ölçülerde bilgilendirmek suretiyle kaynayan dedikodu kazanının basıncını düşürmek alternatif bir yol olarak değerlendirilmelidir. Her zaman resmin büyüğüne odaklanmalıyız. Sadece maşayı değil, tutan ve tutturan elleri de görebilmeliyiz.Sivri yalanlara, sipariş telkinlere, sinsi tekliflere aldırış edip sonuçsuz meşguliyetlere gömülmek yerine gizil ve gizli amaçların içyüzüne ışıklar tutacak, bu suretle oyunları bozacak cesaret, cüret ve zekaya sahip olmalıyız. Heyecanlarımızın canlılığıyla hedeflerimizin cazibe ve çekimini her seviyede birleştirmeliyiz. Anonim anlatımlara, anafor anlayışlara, duygusal akıntılara, maceracı akımlara kapılmaktan ve kanmaktan özenle sakınmalıyız. Televizyon ekranlarında ya da gazete sayfalarında kulis bilgisi maskesiyle servis edilen dedikoduları, körüklenen spekülasyonları, estirilen yalan rüzgarlarını, özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı ikili görüşmelerin çarpıtılmasını hayretle, ibretle takip ediyoruz. İki kişi arasında geçen bir konuşmanın, sanki not alan kalabalık bir dinleyici güruhu varmışçasına takdim edilmesi, bu vesileyle karmaşa ve kargaşa ortamının yaratılması normalleşme bekleyen malum zihniyetlerin basit kurnazlığından başka bir şey değildir. Sayın Cumhurbaşkanımız doğal olarak herkesle görüşebilir, herkesle konuşabilir, herkesi dinleyebilir, bizce hiçbir mahsuru ve sakıncası yoktur. Bizim nazarımızda mahsurlu olan taraf aslı astarı olmayan söylentilerin gemi azıya alması, saçma sapan iddiaların azgınlaşması, fitnenin de kamçılanmasıdır. Gerekirse ve yeri gelirse kamuoyunu şeffaf ölçülerde bilgilendirmek suretiyle kaynayan dedikodu kazanının basıncını düşürmek alternatif bir yol olarak değerlendirilmelidir. Her zaman resmin büyüğüne odaklanmalıyız. Sadece maşayı değil, tutan ve tutturan elleri de görebilmeliyiz.

ABD, SURİYE’DE SONUÇLARI ÇOK VAHİM OLACAK BİR OYUN KURMAKTADIR

Türkiye’nin üzerine gölge düşmesi, siyasi ve hukuki çözülme yaşaması konusunda alçak bir yarış maalesef devrededir. Amaç, Türkiye’yi kapana ve köşeye kıstırmaktır. Amaç, Türkiye’nin dirayet ve direncini kırarak her türlü müdahaleye açık hale gelmesini sağlamaktır. Daha vahimi ise devletle millet arasındaki güven bağlarının kopuşuna hizmetle birlikte, nihai aşamada doğal veya doğacak şikâyetlerin birbirine eklemlenmesini kışkırtıp devlete ve hükümete karşı toplumsal bir direnişin gerekçesini oluşturmaktır. CHP bu pis senaryonun alt yüklenicisi, yerli figüranıdır. DEM derseniz devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü dinamitlemek için hazırda bekleyen bölücü fitnedir. ABD, Suriye’de sonuçları çok vahim olacak bir oyun kurmaktadır. ABD Dışişleri Bakanlığı, PKK/PYD/YPG’nin Suriye’de işgal ettiği alanları, “Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi” olarak tanımlamaktadır. Suriye Arap Cumhuriyeti bölündü de biz mi duymadık? Suriye Arap Cumhuriyeti’nin toprakları paylaşıldı da bizim mi haberimiz olmadı? Bölücü terör örgütünün işgal ettiği Suriye topraklarında önce 30 Mayıs, bu olmayınca 11 Haziran’da yapmayı ilan ettiği sözde yerel seçimlerin Ağustos ayına ertelendiği malumlarınızdır. Sözde seçimlerin, özerkliğin tescili konusunda mühim ve mecburi bir eşik olduğunu bilmeyen kuşkusuz yoktur. Bu terör stratejisinin, bu terör hamlesinin üst aklı, kumanda merkezi ikili ilişkilerimizi dostluk ve müttefiklik hukukuyla tanzim ettiğimizi zannettiğimiz ABD’dir. Binlerce kilometre uzaktan bölgemize gelerek fiili durum yaratan, terörizme alan açmak için ortam yoklayan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı başta olmak üzere, uluslararası hukuku ve devletlerin egemenliğini çiğneyen böyle bir dost ancak ve ancak düşman başınadır. ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada; sözde seçimlerin adil, şeffaf ve kapsayıcı olması gerektiği telaffuz edilmiş, Suriye’nin kuzeydoğusunda şu an itibariyle böyle bir seçimin gerekli şartlarının oluşmadığı ileri sürülmüştür. Bu açıklamanın can alıcı yönü, sözde seçimlerin meşruluğunu inkar değil, zamanlama yanlışlığının ifadesi ve itirafıdır. Anlayacağınız, ABD Suriye’nin kuzeydoğusunda bölücü terör örgütüne seçim yaptırmak, özerkliğin demokratik temsilini ve temelini inşa etmek maksadıyla uygun bir ortam ve zaman kollamaktadır.

TÜRKİYE İÇİN HAKLI OPERASYON NEDENİ

Suriye Arap Cumhuriyeti’nin bölünmesine, parçalanmasına, dağılmasına kesinlikle karşıyız. Bu ülkenin siyasi ve toprak bütünlüğüne saygılıyız, her devletin de saygılı olmasını temenni ederiz. Suriye Arap Cumhuriyeti’nin toprakları üzerinde ameliyata girişmek, idari yapısıyla oynamak, bölücü terör örgütüne meşruiyet zemini kurmak için sözde demokratik manevralar yapmak, açıkça söylüyorum ki, Türkiye için haklı operasyon nedenidir ve böylesi bir hıyanete seyirci kalmak Türk vatanını, Türk milletini felakete sürüklemekle eşdeğerdir. Alarm zilleri çalan bu menfur ve melun gelişmeleri bölge ülkelerinin ve Rusya Federasyonu’nun sessizce izlemesi son derece düşündürücüdür. Güney sınırlarımız boyunca terör devleti hayalini kuranlara meydanın boş olmadığını, heveslerini kursaklarında bırakmak için tetikte ve teyakkuzda beklediğimizi ihtaren hatırlatmak isterim. Suriye’nin veya Irak’ın güvenliği Türkiye’nin güvenliğidir. Dişimizi sıkıyoruz, yumruğumuzu sıkıyoruz, Türkiye’nin ve Türk milletinin güvenliğini, milli bekayı müdafaa gayesiyle her mücadeleye hazır ve kararlı olduğumuzu tarih ve millet huzurunda da azimle beyan ediyoruz.

KAYYUM ATANMASINA KARŞI ÇIKMAK İSE DEMOKRATLIK HİÇ DEĞİLDİR

Suriye’nin kuzeydoğusunda terör devletinin provaları yapılıyorken, Türkiye’de de iç işgal cephesi boş durmuyor, tahammülleri zorlayan söz ve eylemlerden vazgeçmiyor. DEM Partili Hakkari Belediye Başkanı’nın hukuk sınırları kapsamında görevden el çektirilmesi, ardından geçtiğimiz çarşamba günü, silahlı terör örgütünü yönetmek suçundan 19 yıl 6 ay hüküm alarak tutuklanması Türk devlet ve hukuk onurunun şaşmaz hükmüdür. 31 Mart 2024 Mahalli İdareler Seçimlerinde, bölücü terör örgütüyle iltisak, irtibat ve ilişki içinde olan teröristleri bilinçli ve sonuçları hesaplanmış şekilde aday gösterenlerin Türkiye’yi siyasi ve toplumsal çalkantıya mahkum etmek istedikleri açık bir gerçektir. Yalnızca Hakkari Belediye Başkanı değil, haklarında yargısal süreçlerin devam ettiği 30’a yakın örgüt üyesinin belediye başkanı koltuğunda oturuyor olması demokrasiyle izah edilemeyecek despotluk ve düşmanlık alametidir. DEM’in hedefi yöre insanımıza hizmet değildir. DEM’in hedefi yöre insanımızın derdine deva, ihtiyaçlarına çare olmak hiç değildir. DEM’li belediyelerin hemen hemen hepsinde paralel yönetim, PKK’nın sözde komiserleri vasıtasıyla ağırlığı ve gölgesi hakimdir. Kayyum edebiyatını ağızlarında sakız gibi çiğneyenler unutmasın ki, teröristlerin görevden alınması hukuk devletinin şerefidir, hukuk devletinin onurudur, hukuk devletinin ruhudur. İhanete göz yummak demokrasi değildir. Buna karşılık kayyum atanmasına karşı çıkmak ise demokratlık hiç değildir. DEM’lenmiş CHP’nin başındaki zat kayyum ezberini seslendirip halkın iradesinin tanınmadığını söyleyerek kendi kalesine gol üstüne gol atmaktadır. PKK’ya gıkını çıkaramayan, bölücü belediye başkanlarına en küçük tepki gösteremeyen, Suriye’nin kuzeydoğusundaki hain teşebbüsleri kuzuların sessizliğiyle izleyen bir şahsın, CHP’nin genel başkanı olması başlı başına bir trajedidir. CHP, DEM’lenmiş, gemlenmiş, yemlenmiş, ele geçirilmiş ve sonuçta şarampole devrilmiş, Atatürk’le yollarını çoktan ayırmıştır.

ÖZGÜR BEY RAHAT OLSUN

Özgür Bey kavga istediğimizi söyleyip duruyor. Bizim böyle bir niyetimiz yoktur. Böyle bir düşüncemiz hiç olmamıştır. Şayet kavga edeceksek, şayet kavgaya gireceksek, Özgür bey rahat olsun, korkmasın, tırsmasın, baksın işine, o bizim klasmanımızda da, kalibremizde de, ağırlığımızda da değildir. Az evvel söylediğim gibi, bizim meselemiz maşalarla değil, tutan ellerledir.

BU MİLLETVEKİLLERİNİN DOKUNULMAZLIĞI KALDIRILSIN

Kayyum atanmasını demagojiye bağlayarak toplumsal infiali teşvik etmek arzusuyla yanıp tutuşanlar devletin hükümranlık haklarına ve hukuk güvenliğine kast eden ahlaksızlardır. Ne yapılsaydı, teröristlerin belediyelerde cirit atmalarına göz mü yumulsaydı? DEM’in Mardin Milletvekili, 6 Haziran 2024 tarihinde, şehadet ve gazilikle harcı karılan TBMM’de açıkça dedi ki: “Kürdistan’da işgalcisiniz. Düşmanlığınızın altında kalacaksınız. Kürt’e reva gördüğünüz sömürge hukukudur. Kürtleri vatandaş saymıyorsunuz. Seçilme ve seçme haklarını ellerinden alıyorsunuz. Kürtleri bölücülükle suçluyorsunuz. Halkımızı direnişe davet ediyoruz.” DEM’in Hakkari Milletvekili, belediye başkanlığı görevinin asil sahibine geçmesinden sonra şerefli valimizi şöyle tehdit etmişti: “Bu kentin valisini bu sokaklarda dolaştırırsak namerdiz. Kendisi bir adım atamayacak bu sokaklarda. Binlerce polis ordusuyla gezecek.” Bu sözde milletvekilinin Ankara’da dolaşması, Gazi Meclisi’mize gelip fitne saçması sadece sabrımızın ve kör talihinin yaver gitmesinden dolayıdır. Türkiye’de Kürdistan diye bir yer olmadığını, olamayacağını anlamakta zorlanan hayasız ve hastalıklı ruhlara daha ne diyelim? Bu milletvekili müsveddelerinin TBMM’de olmasına, devletten maaş almalarına, keyif sürmelerine, ihaneti meslek edinmelerine nereye kadar katlanalım?cnın derhal kaldırılarak adaletin önünde hesap vermeleri çok acil ve milli bir ihtiyaçtır. Ne DEM’in ne PKK’nın Kürt kökenli kardeşlerimizle hiçbir ilişkisi yoktur.

BÖYLESİ BİR ÖZGÜRLÜK İDDİASI BİZATİHİ ÖZGÜRLÜĞÜN ÖLÜM FERMANIDIR

Demokrasi ihanete kılıf olamaz. Demokrasi ile demagojiyi ayırt etmeden, demokrasinin despotizme prim verme eğilimini hesaba katmadan, her şeyin başına demokrasiyi iliştirmek, bu değerin içinin boşaltılmasından başka bir şeye hizmet etmez. Demokrasi ya da özgürlük, dileyenin dilediğini yapma hakkını vaaz eden veya yakıp yıkmayı, sövüp saymayı, ihanet ve melaneti meşru hak arayışı olarak sivrilten kaotik değerler değildir. Böylesi bir demokrasi anlayışı teorik ve pratik manada yok hükmündedir. Böylesi bir özgürlük iddiası bizatihi özgürlüğün ölüm fermanıdır. Buna karşılık demokrasi ancak uyum içerisinde herkesin dilediği her şeyi toplumun diğer kesimlerinin çıkarlarıyla örtüştüğü ve kimsenin haklarını ihlal etmediği sürece elde edebileceği bir sistemdir. Ne var ki bebeklere kurşun sıkmakla demokrasi mücadelesinin bağı kurulamaz. Sandıktan çıkan oylar ihanetin barınağı ve korunağı sayılamaz. Eşkıyanın fermanını dağda yırttık, aynısını TBMM’de de yapmak demokrasi ve hukuk vazifesidir. Hiçbir siyasi mülahaza Türkiye’nin istikbalinden daha öncelikli değildir. Hiçbir siyasi düşünce istiklal haklarımızdan, milli birlik ve beka kararlılığımızdan üstün görülemez. Demokrasinin hakim olduğu ülkelerde, muhalefet partileri, birbiriyle çelişir gibi görünen iki ayrı tavır ve davranışı aynı anda göstermekle sorumludur. Bir yanda iktidarı eleştirirken, diğer yanda da rejime ve ülkeye muhalefetten muhakkak kaçınmak durumundadırlar. Demokrasinin yüksek standartlara ulaşması iki ucu keskin bıçak gibi parlayan bu hassasiyete riayetle yakından ilişkilidir. Biz bu hassasiyete milli, ahlaki, ilkeli ve sorumlu muhalefet anlayışı diyoruz ve muhataplarını buna uymaya davet ediyoruz.

Editör: Oğuzhan Arslan